Türkiyenin yerli ve milli görüş haber sitesi

Erdoğan’dan Tunus yolunda önemli açıklamalar: 28 Şubat’ın takipçisiyim

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Çad’taki resmî ziyaretlerinin ardından Tunus yolunda uçakta gazetecilerin sorularını cevapladı. Erdoğan, gazetecilerin 28 Şubat ve Eski Cumhurbaşkanı Gül’ün KHK yorumu ile ilgili sorularına, “28 Şubat’ın yanında ve karşısında olan kesimler var. Cumhurbaşkanı olarak bana düşen nedir? Sadece izlemektir, meselenin takibidir ve “Gereği neyse bunu yargı yapar” demektir. Tarih en büyük şahittir. Geçmiş Cumhurbaşkanımızın, bir muğlaklıktan bahsetmesi üzücüdür. Neye dayanarak muğlaklıktan bahsediyorsunuz? Hangi madde sizi muğlaklığa itebiliyor? Bu üzücü olmuştur.” cevabını verdi.

Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkanlar şu şekilde;

Önce Sudan, sonra Çad şimdi de Tunus ziyareti…

ERDOĞAN: Sudan’da Ömer el-Beşir’e dünyadaki malum güçler tarafından nasıl bakıldığı, onun nereye konumlandırıldığı ortada olan bir gerçek. Uluslararası Ceza Mahkemesi, İstanbul’da İslam İşbirliği Teşkilatının malum olağanüstü liderler zirvesini yaptığımız sırada bize bir mektup gönderdi. Mahkeme bu mektubunda “Aldığımız bilgilere göre Ömer el-Beşir, Türkiye’de. Dolayısıyla Beşir’in tutuklanarak tarafımıza verilmesi” diye bizden bir talepte bulundu. Biz bir defa oraya zaten üye değiliz. İki; adamlar kim, nerededir, kim kimdir, hâlâ bunun farkında değiller. Böyle bir şeye ancak gülünür. Bizimle İslam İşbirliği Teşkilatının bir üyesi olarak böyle bir zirveye katılmış bir insanı biz kalkacağız sana teslim edeceğiz. Bu nasıl anlayıştır? Nasıl bir mantıktır? Nasıl hukuktur? Bunu anlamak mümkün değil. Sadece güldük geçtik. Sen kalkacaksın 251 insanımı şehit eden FETÖ’nün başını bana teslim etmek için en ufak bir mücadele vermeyeceksin. Bütün deliller ortadayken bu konuda en ufak bir sesin çıkmayacak. Kalkacaksın burada Ömer Beşir ile alakalı olarak benden kendisini isteyeceksin. Çok gülünç konumdaki uluslararası kurumlar var.

28 Şubat davası ile ilgili tartışma oldu. Bazı yazarlar şu anda Türkiye’nin AK Parti’nin en geniş koalisyona ihtiyaç var diyor… 28 Şubat için “FETÖ’nün kumpas davası, FETÖ’cü savcının iddianamesi” diyenler de oldu. Bundan rahatsız olanlar da var. Sizin düşünceleriniz nedir?

ERDOĞAN: 28 Şubat’ın yanında olan bir kesim var. Bir de karşısında olan bir kesim var. Cumhurbaşkanı olarak bana düşen nedir? Sadece izlemektir, meselenin takibidir ve “gereği neyse bunu yargı yapar” demektir. Ama FETÖ’cü savcı demeyelim o sürece, bir veya daha fazla. Olayın sadece savcı boyutu da yok. Şu anda bu sürecin içinde olup beraat edenler var. Beraat edenleri kimse konuşmuyor. Onları da konuşmak lazım. Beraat etmeyip şu anda yargı süreci devam edecek olan isimler var. İşlerine geleni kabul ediyorlar, işlerine gelmeyeni reddediyorlar. Böyle bir anlayış olmaz. Onların o kararı veren savcıları Türkiye’de değil, yurt dışında kaçak. Bunları niye dile getirmiyorlar? Bunları da dile getirsinler. Ortada öyle ciddi bir kombinezon vardı ki, bu kombinezonla birlikte o zaman bu adımlar atıldı. 28 Şubat bu şekilde yapıldı. Şu anda da yargı buradaki bu sıkıntıyı yanlışı gördü, bu suretle tekrar bu işi masaya yatırdı. Siz her verilmiş cezai sonuçlanmış bir ceza ile masaya yaptıramazsınız. Ancak bunlar vatana ihanet gibi ağır suçlar olacak ki, ancak o suçların süresi yoktur, tekrar onlar masaya yatar. Burada da böyle bir durum söz konusu. Durum bu hale gelince yeniden dosyalar gündeme geldi. Yargılama süreci tekrar başlamış oldu. Biz diyoruz ki: “Yargı burada adil bir şekilde kararını versin işi sonuçlandırsın.” Bunların içinde onların hışmına uğrayıp ölenler var, isimleri olup da öldüğü için şu anda yargı sürecinin içine girmeyenler var. Tarih en büyük şahittir.

ŞİİRLE CEVAP…

Savcının mütalaasında dönemin medya kuruluşlarına atıf var. Sadece askerler mi yargılanacak, sivil sorumlularla ilgili bir şey başlar mı?

ERDOĞAN: Beni yargı makamına oturtmayın. Hani Mehmet Akif diyor ya: “Ağlarım, ağlatamam; hissederim, söyleyemem; / Dili yok kalbimin, ondan ne kadar bizarım!” Şunu söyleyebilirim: Biz elbette mazlumların, mağdurların yanında oluruz.

Savunma Sanayii Müsteşarlığı Cumhurbaşkanlığına bağlandı. Gerekçesi nedir?

ERDOĞAN: Savunma Sanayii Müsteşarlığı ile ilgili Başbakan olarak 11 yıllık tecrübem var. Nerelerde aksama var, nerelerde yok, yakından gördüm. Sistemin birlikte çalışması lazım. Yani birbirinden ayrıldığı zaman netice almak zorlaşıyor. Şu anda HAVELSAN, ASELSAN, TAİ vs. hepsi kendi başına bir hegemonya oluşturdukları zaman netice almak mümkün olmuyor. Buraları da FETÖ istila etmişti. Ne kadar temizlik yaparsanız yapın, hâlâ oraların hücrelerine kadar girmişler. Bahsettiğim kurumlar, bu ülkenin en güçlü üniteleri. Bu işi şöyle bir merkeze bağlayalım, bağlarken de Başbakan da savunma sanayinde icra komitesinde olacak. Buradan seri kararlar çıkartmak ve çok başlılığı ortadan kaldırıp süratle netice almak istiyoruz. 

FİLİSTİN TANINMALI

Kudüs’te nasıl bir yol haritası öngörülüyor? Liderlik sürecek mi?

ERDOĞAN: ABD’nin veto ettiği tasarının BM’deki oylamada 9’a karşı 128 oyla kabul edilmesi önemli bir gelişme olmuştur. Oylama sonucunun ABD’yi tutumunu yeniden gözden geçirmeye sevk etmesini diliyoruz. Şimdi gerekli diğer adımları da atmak lazım. Bu çerçevede Filistin Devleti’nin tanınması önemli. Bazı ülkeler var ki onlar Filistin’i tanırsa, AB üyelerinin ciddi bir kısmı da Filistin’i hemen tanıyabilir.

Hangi ülkeleri kastediyorsunuz?

ERDOĞAN: İsim vermek doğru olmaz. Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un da bir görüşme talebi oldu. Onunla da telefonda görüşeceğiz. Ayrıca Fransa ziyaretim olabilir. Bunları ele alacağız. Onlar da bizi bu konuda yalnız bırakmadılar. Belki bir Vatikan ziyaretimiz olabilir. Papa biliyorsunuz beni ziyaret etmişti. Şimdi iadeiziyaret yapabilirsek, bu konuları  yüz yüze görüşme imkânımız olabilir. 

AVRUPA’YA ÇIKARMA

Almanya, Hollanda gibi ülkelerden Türkiye’ye yönelik olumlu açıklamalar geliyor. Bu ülkelerde hükûmetler kurulduktan sonra oralara ziyaretler olur mu? AB sürecimizde bir canlanma yaşanır mı?

ERDOĞAN: Bu seyahatlerin olmaması için hiçbir sebep yok. Her zaman söylediğim bir laf var. Biz düşmanı azaltmaya dostu çoğaltmaya mecburuz. Biz ne Almanya’yla problemimiz var, ne Hollanda’yla, ne de Belçika’yla. Tam tersine oralarda iş başında olanlar eski arkadaşlarım. Bana karşı yanlış da yaptılar, o ayrı. Yoksa ben mesela Hollanda Başbakanı Rutte ile çok iyi görüşürdüm. Belçika hakeza öyle. Almanya’yı belirtmeme bile gerek yok. Steinmeier olsun, Merkel olsun, bunlarla münasebetlerimiz çok çok farklı olmuştur hep. Problemler oldu ama son görüşmelerimiz gayet iyi. Kudüs meselesinde görüştüğümde, kendilerinden destek istedim, onlar da bizimle aynı çizgideydiler. Birkaç gün önce Steinmeier’i teşekkür için aradım. Rutte bizimle ilişkileri geliştirmek için bazı sinyaller veriyor. Tüm bunlar memnuniyet verici. Biz AB’yle, AB ülkeleriyle elbette ilişkilerimizin iyi olmasını arzu ederiz.

“GÜL’ÜN MUĞLAKLIKTAN BAHSETMESİ ÜZÜCÜ”

Son kanun hükmünde kararnamede 15 Temmuz ile ilgili olarak sivillere yönelik yapılan düzenleme tartışma oluşturdu. Eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de hukuken muğlak bulduğunu söyledi. Ne dersiniz ve bir değişiklik olacak mı?

ERDOĞAN: Düzenlemenin neyle ilgili olduğu aslında belli. Nitekim bundan önce de, bu ifadenin yer aldığı dört ayrı KHK düzenlemesi yapıldı. Onların hiçbirine dair bugüne kadar kimse ses çıkarmadı. Şimdi bu son KHK’yı birileri köpürtmeye başladı. Oysa dediğim gibi bu sadece 15 Temmuz’u kapsayan bir olaydır. Bunun dışında hiçbir şey söz konusu değil. Geçmiş Cumhurbaşkanımızın (Abdullah Gül) da, burada kalkıp maalesef bir muğlaklıktan bahsetmiş olması üzücüdür. Neye dayanarak siz böyle bir muğlaklıktan bahsediyorsunuz? Hangi madde sizi bu muğlaklığa itebiliyor? Kendileri tarafından yapılan o açıklama, retweetlerle süreci çok farklı bir yere doğru işletmiştir. Ama şunu söyleyeyim: Gerek Adalet Bakanı’mız gerek Hükûmet Sözcümüz bu konuyla ilgili gerekli cevapları vermiş durumdadırlar. Çıkarılmış olan kanuni düzenleme son derece açıktır; biz bu düzenlemenin kararlılıkla ve aynen devamından yanayız. İddia edildiği türden, ilerde yanlış yorumlamalar gündeme gelecek olursa, o vakit gereken müdahale zaten yapılır. Bu KHK’lar biliyorsunuz zaten parlamentoya da gidecek. Biz KHK’lar ile sadece süreci hızlandırıyoruz. Yaptığımız iş budur. Mesela, taşeronu da KHK’ya koymamış olsak, konu önümüzdeki yıla kalacaktı. Yani onu KHK’ya koymamızın nedeni de süreci hızlandırma amaçlıdır. Ama o da elbette Meclis’e gelecek, orada tartışılacaktır. 

Türkiye Gazetesi/Yücel Koç